Bütün Dünyalığı Bir Sepete Sığıyordu...





Author: Osman KARYAĞDI - min read. - Post Date: 03/23/2024
Clap

 

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin devamlı yanında taşıdığı bir sepeti vardı.

Onun için bu sepet aynı zamanda bütün hayatın tek bir sepetin içine sığabileceğini gösteren bir hayat tarzının simgesiydi.

“Üstadın bu sepetinin içinde ne vardı?” sorusuna cevap olarak,

“Dünyalık adına sahip olduğu her şey” dense büyük bir yanlış yapılmış olmaz.

Bediüzzaman’ın dünya namına hiçbir şeyi yoktu; onun sadece bir sepeti vardı. Varı yoğu o sepetin içindeydi. Üstad, Allah Resûlü’nün (aleyhissalâtu vesselam) bir hadis-i şerifte ifade ettiği üzere bir yolcu gibiydi. Yolcunun ne kadar malı mülkü olursa, o da o kadarına sahipti. Zira, yapmayı düşündüğü şey onu dünyalıktan uzak tutuyordu. Onun dünyada Allah rızasına ulaşmaktan başka bir gayesi yoktu. Bunu kendisini sevenlere de bir hedef olarak gösteriyordu.

Üstad, bu sepetinin içinde değişik ihtiyaçlarını karşılayacağı malzemeleri taşıyordu. Genel olarak bir çaydanlık, birkaç bardak, biraz şeker ve çayın bulunduğu bu sepetin içine zaman zaman da yiyecek bir şeyler koyardı. Mesela bir keresinde bisküvi koymuş, gelen herkese de bundan ikram etmişti. Bir kilo ancak olan bu bisküvi uzun süre bitmemiş, samimiyetin verdiği bereketle pek çok insanın midesinde yerini bulmuştu. Üstad bu sepetin içine bazen üzüm ve pestil de koyar, yanındaki insanlara ikram ederdi.

Bediüzzaman, almaya değil vermeye programlanmış bir insandı. O, insanlardan bir şey almamış; elinden geldiğince onlara vermişti. Böyle olunca da onunla beraber, verdikleri de kendisine ait bir hazine olarak ahirete gitmişti. Zaten, bir mektubunda, insanlardan hediye kabul etmenin kendi adına “ahirete ait meyveleri dünyada yemek” gibi bir şey olacağını, bunu da kabul edemeyeceğini söylüyordu.

Dünya ona sahip olamadı

Dünya, Üstad’a sahip olamadı. Çünkü onun kendisine sahip olacak dünyalığı yoktu. Esasen sahip olduğunu zannettiği şeyler, insanın sahibi olup onu yönlendiriyorlar şu dünyada. Kendisine düşmanlık besleyen insanların ondan alacakları, korumak zorunda olduğu bir mal, dolayısıyla da kaybedeceği hiçbir şey yoktu. Onun elinde Kur’an’a ait elmas düsturlar vardı ve o, bunları bir hazine gibi saklamıyor, herkese ikram ediyordu.

Bütün varlığı bir sepetten ibaret olan bir insanı dünyaya bağlamak ve ondan kendisine zor gelecek bir şey istemek mümkün değildir. Zira onun kaybedecek bir şeyi yoktur. Bu konuda Üstad’dan aldığı aşk, şevk ve iman kuvvetiyle hayatını mahkeme mahkeme mazlumları savunmakla geçirmiş olan Avukat Bekir Berk Bey’in başından geçen bir hadise gelir akla.

Dine ve dindara baskıların en şiddetli olduğu dönemlerden biridir. Bekir Bey cansiperane bir savunma yapar. Sadece mazlumları değil, aynı zamanda yere düşürülmek istenen dinî hayatı da savunur. Savcı, Bekir Bey’e bir tehdit savurma gayesiyle

“Neyine güveniyorsun?” diye sorar. Bu soru Bekir Bey’i yerinden fırlatır. Kafesteki bir aslandan farksızdır. Çantasını açar ve bembeyaz bir kefen çıkarır. Savcıya ve onunla aynı kafada olan insanlara cevabını verir:

“Buna güveniyorum.” Evet, karşılığında ölüm göze alındığında ucuzlamayacak değer yoktur. Dünyada sadece bir kefenleri olduğunu bilenlerin korkacakları hiçbir şey yoktur.

Bediüzzaman Hazretleri hayatı boyunca pek çok eza ve cefaya maruz kaldı. Bütün yapılanlara karşı bir an olsun beddua etmediği gibi intikam almayı da düşünmedi. Hayatta çektiği sıkıntılara ek olarak vefatından sonra da rahat bırakılmadı. Defnedildikten kısa bir süre sonra mezarından çıkarıldı ve pek az kimsenin bildiği bir yere taşındı ki, kendisi de mezarının bilinmesini istemiyordu. Çünkü insanlar farklı anlayışlara kapılabilir, orada İslam inançlarına ters hareketler yapabilirlerdi.

Seksen küsur senelik hayatı boyunca sahip olduğu tüm dünyalık devamlı yanında taşıdığı sepete sığıyordu. O, küçük yaşta evinden çıkmış, hayatının değişik dönemeçlerinde dünya ona gülmüş, dünyevi imkânlarla karşılaşmış, kendisine yüksek ücretli resmi bir görev teklif edilmiş; ancak o, bunlara hiç iltifat etmemiş, sadece davasını ve bunların belgeleri olan eserlerini yazarak ziyaret edilecek bir mezar bile bırakmadan bu dünyayı bırakıp gitmişti.

Yarım asırdan fazla bir zaman önce ruhunun ufkuna yürüyen Bediüzzaman, örnek hayatı ve eserleriyle ortada. Gök kubbede bıraktığı sadâ da kıyamete kadar yankılanmaya devam edecek…

Author: Osman KARYAĞDI - min read. - Post Date: 03/23/2024