Sosyal Çözülme ve Din

Din, çıkara dayalı ilişkiler yerine yardımlaşmayı, dayanışmayı öne çıkarır. Fert olarak şehirde ve modern toplumda kaybolan insanı, cemaat ve cemaatleşmeyi sağlayan kural ve müesseseleriyle yalnızlıktan korur...

İntihar ve Din:

Dinlerde intihar yasaklanmış ve intihar edenin âhirette devamlı azap göreceği bildirilmiştir. Buna paralel olarak, dinî emirlerin uygulanmasında daha dikkatli davranan ve intihara karşı daha sert tavır alan toplumlarda intihar çok daha az görülmektedir. Sözgelimi, istatistikler, Protestan ülkelerde Katolik ülkelere göre daha yüksek bir intihar oranı bulunduğunu göstermektedir. (Bilgin 1997, 141)

Bu hususta Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), şöyle buyurmuştur: “Kim ki, kendini bir demir parçası ile öldürürse (intihar ederse) Cehennem’de o demir parçası elinde olup onu devamlı olarak karnına saplayıp duracaktır. Kim ki, zehir içerek intihar ederse o kimse, Cehennem’de devamlı zehir içecektir. Kim ki, kendini yüksek bir yerden atıp intihar ederse, Cehennem’de hep yükseklerden aşağılara atılacaktır.” (Buhârî, “Tıbb”, 56; Müslim, “îmân”, 175) 

Niçin insanlar sahip oldukları en değerli şey olan hayatlarına kıyıp intihar ederler? İnsanları buna iten sebepler nelerdir? Kendi canlarına kıymanın acaba neyi çözeceğini düşünüyorlar? Bunun gibi bir sürü sorular sorulabilir. Bunlara cevap olarak şunlar söylenebilir: Çok para, bol alkol, çok mülk, bol miktarda kimyevî madde ve ebeveyn tarafından kazandırılamayan yeterli sevgi. Bunlara can sıkıntısı, sarsıntı gerginlik, korku, engel, ümitsizlik, aşağılık duygusu ve suçluluk duygusunu da eklemek gerekmektedir. (a.y.)

İntiharı önlemenin en önemli ve etkili yolu, sağlam bir iman ve dinî hayattır. Zira Allah’a ve âhiret gününe inanan insan, hayatın sıkıntı ve meşakkatlerine karşı sabırlı ve dayanıklı olur. Din, ferdin ahlâkî yönden yetişmesini ve güçlü bir kişilik sahibi olmasını sağlar. Önemli olan, kişinin sadece sosyal normlara uyumu değil, kendi özel hayatı ve iç dünyasında da dinî ve ahlâkî emirlere uyumlu olmasıdır. Hemen hemen bütün dinlerde “irade eğitimi”ne yönelik uygulamaların olduğunu görürüz. Meselâ, İslâm Dini’nde -bir takım dinî akımların aşırı uygulamalarını bir kenara bırakacak olursak- gün içerisinde belirli aralıklarla kılınan beş vakit namaz, Ramazan ayı içerisinde tutulan oruç, kişiyi disipline eden ve ona irade gücü veren eylemlerdir. Bunun yanında, konuşurken yalan ve gıybetten kaçınmak, diğer insanlarla ilişkilerinde zulüm ve haksızlıktan uzak durmak gibi davranışlar, insanda güçlü bir iradenin ve şahsiyetin oluşmasına yardımcı olurlar. Dindar fert, günlük hayattaki bunalıma karşı daha dayanıklıdır. Dindarın, zorluklar karşısında sığınacağı mânevî bir sığınağı vardır. O, irade açısından daha güçlüdür. Hayatın imtihanlarla dolu olduğunu ve sabretmesi gerektiğini düşünür. Din, aynı zamanda hızla değişen toplumda istikrarı sembolize eder. (Bilgin, 134-135)

Dinî hayatın iki en önemli boyutu ‘inanç’ ve düzenli ‘ibadet’tir. Bu iki unsur ne kadar kuvvetli ise, toplumla ve hayatla bütünleşme o kadar olumludur ve intihar ihtimali o kadar azdır. (Stack, 2) Stack, dine bağlanma ile dinî inanç ve intihar arasındaki ilişkiyi ortaya koyduğu teorisinin temel önermelerini şu şekilde belirlemiştir: Birincisi, âhiret hayatı mutluluk vaat ettiği için, meselâ işsizlik, boşanma, fakirlik vb. sebeplerden dolayı strese giren insanlardaki sıkıntıyı pozitif yönde dengeleyebilir. Eğer insanlar bu stresi âhiret inancından kaynaklanan ebediyet mefhumuna bağlı olarak kısa süreli bir fenomen olarak görürlerse, strese tahammül güçleri daha fazla artar. İkincisi, elem ve kederler bir mânâ ihtiva ediyor olabilirler. Başa gelen kötülüklerin bir anlamı, hüzün ve kederlere gösterilen sabır ve başa çıkmanın değerini göstermede yatmaktadır. Üçüncüsü, Tanrı’nın gözetlediğine ve insanların elemlerini bildiğine olan inanç insanları daha tahammüllü kılar. Dördüncüsü, din, toplumun materyalist anlayışa dayalı sınıflandırma sistemine alternatif olarak kutsal bir rütbe ya da sınıflandırma sistemi sunar. Dolayısıyla fert, öz saygısını, haysiyetini, özellikle toplumun hiyerarşik düzeninde başarısız olmuşsa, ruhî açıdan başarılı olma hedefiyle geliştirebilir. Beşincisi, duyan ve isteklere cevap veren bir Tanrı’ya olan inanç, bazı insanların sıkıntılı hayat şartlarını başarıyla atlatmalarını sağlayabilir. Altıncısı, din genellikle fakirlikten övgüyle bahseder. Yedincisi, şeytanın varlığına olan inanç, kişiyi kötülüklere karşı mücadeleye sevk eder. Sekizinci ve son olarak, dinler ideal modeller (ideal tip insan) takdim ederler. Meselâ, Eyüp Peygamber modeli bunlardan birisidir. Bu modeldeki insanlar, elem ve sıkıntılara göğüs germişler ve zorluklar karşısında intihara teşebbüs etmemişlerdir. Bu sekiz madde elbette hayat kurtaran inançlar listesi olarak görülmemeli, fakat birkaç temel inanç unsurunun nasıl intihar riskini azalttığını gösteren örnekler manzumesi olarak değerlendirilmelidir. (Stack, 5)

Stack, ayrıca 25 endüstrileşmiş ülkeyi içine alan çalışmasında dindarlık oranının yüksek olduğu yörelerde intihar oranının düşük olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu bulgu, özellikle kadınlar için geçerlidir. (Stack, 6)

 

Aile Kurumunda Çözülme, Boşanma ve Din

Sosyolojik bir realite olarak aile, toplumun temel yapı taşlarından belki de en önemlisidir. Aile, cemiyetin küçük bir modeli olup güçlü aile, güçlü millet ve devletin de temelidir. İslâm Dini, aileyi sosyal hayatın vazgeçilmez bir unsuru olarak görür. (Kostaş 1995, 76-78)

Aile, dinin üzerinde önemli durduğu kurumların başında gelir. Aile kurumu ne kadar güçlü olursa, toplum da o oranda sağlam olacaktır. Bu sebepledir ki, yalnızca siyasî otorite olarak devletler değil, dinler de aileye büyük önem vermişler ve onu koruyucu şemsiyelerinin altına almışlardır. Bundan dolayı boşanma, dinlerde hoş karşılanmamıştır. İslâm Dini, boşanmayı yasaklamamış, onu mutlak gerektiren şartlarda bir izin olarak değerlendirmiştir. Fakat bunun Allah katında makbul bir eylem olmadığının üzerinde önemle durmuştur.

Dinin, aile ve toplum fertlerinin sağlık ve mutlulukları üzerinde derin ve kalıcı etkileri vardır. Dindar olanlar arasında boşanma oranı daha azdır ve bu kişiler, evliliklerini daha iyi sürdürmektedirler. Din, aileyi tehdit eden bazı olguları kesinlikle reddeder. Bunların başında zina gelmektedir. İslâm Dini, zinayı kesin bir şekilde yasaklamıştır. Dolayısıyla bir toplumda dindarlığın arttığı oranda, nikâhsız birlikteliklerin azalabileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. (Aktaş Y, Köktaş M, 1998, 115) 

Birleşmiş Milletler 1992 Demografi Yıllığına göre bazı ülkelerde ve Türkiye’de boşanma oranlarına bakıldığında, Türkiye’nin dünyada en düşük boşanma oranına sahip ülkelerden biri olduğu görülmektedir. (a.g.e., 21) Türkiye’de boşanmalar, Batılı ülkelere nazaran epey düşük olmakla birlikte, mânevî ve ahlâkî dejenerasyonun artmasına paralel olarak, sürekli yükselen bir grafik çizmekte ve her geçen yıl artış göstermektedir. (Aktaş, Köktaş, 118)

 

Dinî İnanç ve Ümit 

İnsanlar, günlük hayatın zorluklarından, üstesinden gelemedikleri problemler, çözemedikleri olaylar karşısında duydukları acz, korku, dehşet ve hayretten kurtulmak, istikbal ve âkıbet hakkındaki endişelerini gidermek, devamlı bir ruh huzuruna kavuşmak isterler. (Ünal, 1998, 88) 

Din, insanın elem ve ıstıraplarını azaltır, ona teselli verir. Kişi, inancı sayesinde ümitsizliğini yenerek huzur bulabilir. Yine din, feragat, fedakârlık, sabır, mücadele ve ümit duygularını kuvvetli tutmak suretiyle hayatın acılarını hafifleten bir güç olarak kişiyi ümitsizliğe karşı korur. (Uysal, 1996, 123) Din, insana hayat ve ölüm ötesi hakkında bilgi, güven ve itminan verir. Ayrıca kişinin ruhuna, geçici olmayan bir güven duygusu yerleştirir. Bu sebeple din, temel güven duygusunun kaynağını oluşturmaktadır. Zira insan, kendisi dışındaki yüce bir Kudrete inanmak ve bağlanmak suretiyle yaşadığı dünyada bulamadığı güveni elde etmiş olmaktadır. İnançlı insan, Allah’a olan bu güveni sayesinde, inançsızların sık sık içerisine düştükleri ümitsizlik bunalımlarından kurtulabilmektedir. (Ünal, 1998, 88) 

İnsan, doğumundan ölümüne kadar karşısına çıkan güçlükleri çözebilme ve sürekli değişen şartlara intibak edebilme gayreti içerisindedir. Kişi, inancı sayesinde dayanma ve direnme gücü artmakta, başkalarına bağımlılıktan kurtulmakta ve hayattaki problemlerle baş etme gücünü kendinde bulabilmektedir. Bu sebeple dinî inanç, insanda sağlam bir kişilik yapısı meydana getirmektedir. Allah’a olan inancın yok olması ise, insanın şahsiyetini yok etmektedir. Böyle bir insanın benliği son derece zayıf olmakta ve en ufak güçlükler ve sıkıntılar karşısında bile çöküp dağılabilmekte, ümitsizliğe düşebilmektedir. (a.g.e., 89) 

Ayrıca âhiret inancı da, insanların ölümsüzlük arzusuna, bu dünyada bulamadıkları adalet ve mutluluğa, hayal kırıklıklarını tamire ve yapmış oldukları güzel işlere karşılık bulmaya cevap ve kaynak teşkil etmekle, onların ümitvar olmalarında son derece etkilidir. (a.g.e., 93-94) 

 

Sosyal Çözülme ve Din

Sanayileşme ve şehirleşme süreciyle Batı toplumu ve bunun etkisiyle bütün dünya büyük bir değişime uğradı. İnsanoğlunun yüzyıllardır pek az değişiklik gösteren yerleşim biçimleri, hayat tarzları, sosyo-kültürel ve ekonomik değerleri, değişim içerisine girdi. Dinî inançlar da bu değişimden nasibini aldı. (Bilgin, 75) 

Sanayileşmenin başlamasıyla insanlar arasında eşitsizlik de had safhaya ulaştı; sosyal sınıflar ortaya çıktı ve bu sınıflar arasında büyük uçurumlar açıldı. Kadınlar ve çocuklar dahi, neredeyse boğaz tokluğuna çalışır hâle geldi. Sanayileşme geliştikçe, şehir büyüdükçe dayanışma hâlindeki cemaatler de küçüldü. (a.g.e., 78) Sanayileşmenin getirdiği şehirleşme ise, ayrı bir problem olarak ortaya çıktı. Bilhassa şehre göç ve yeni ortama uyum sağlama zorluğu vakıasıyla insanlar bunalımlara sürüklendi.

Din, çıkara dayalı ilişkiler yerine yardımlaşmayı, dayanışmayı öne çıkarır. Kişiyi ayakta tutacak mânevî değerlerin kaynağıdır. Fert olarak şehirde ve modern toplumda kaybolan insanı, cemaat ve cemaatleşmeyi sağlayan kural ve müesseseleriyle yalnızlıktan korur. Ferdi asla kendi başına terk etmez; derece derece yakınları ile ona maddî-mânevî şemsiye olduğu gibi, bir bakıma geçimini de teminat altına alır. Komşuluk ve akrabalık ilişkilerine son derece önem verir. Din, ayrıca ortak bir kültür oluşturur ve bu kültür atmosferinde kimse, kendini yabancı hissetmez. Çünkü din, her şeyden önce insanı ve insan fıtratını bilen Yaratıcı’nın koyduğu kaideler bütünüdür. Dinin sosyal hayatta etkinliği ölçüsünde, sosyal gruplar arasında kültürel uyuşmazlıklar azalır. (a.g.e., 79)

 

Kaynaklar

AKTAŞ, Yasin, KÖKTAŞ M. Emin, Din Sosyolojisi, Vadi Yayınları, Mayıs 1998.

ARGYLE Michael A., Advances in the Psychology of Religion, (Çev: Talip Küçükcan, Din Psikolojisi Alanındaki Yeni Gelişmeler), Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Araştırmaları Merkezi, İstanbul.

ARIKAN, Çiğdem, Halkın Boşanmaya İlişkin Tutumları Araştırması, Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Bilim Serisi 96, Ankara, Kasım 96.

BİLGİN, Vejdi, Sosyal Çözülme ve Din, Etüd Yayınları, 1997.

GÜNGÖR, Erol, Ahlâk Psikolojisi ve Sosyal Ahlâk, Ötüken Yay. 1. Basım 1995.

HÖKELEKLİ, Hayati, Din Psikolojisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları Ankara 1993.

KANDEMİR, M. Yaşar, Örneklerle İslâm Ahlâkı, Nesil yay. Yaylacık, mat, 5. bs. İst. 1986.

KOSTAŞ Münir, Üniversite Öğrencilerinde Dine Bakış, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara , 1995.

LİNK, Henri, Dine Dönüş (Çev: Ömer Rıza Doğrul), Ahmet Halit Kitabevi, İst. 1949.

Mc CULLOUGH, Leslie, “İntihar: Sebepleri Nedir ve Ona Nasıl Engel Olunur?” (Çev: Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Peker), Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı: 2 Samsun 1987.

ÖZCAN, Mehmet Tevfik, Ruhî Bunalımlar ve İslâm Ruhiyatı, Ankara, 1985.

PAZARLI, Osman, Din Psikolojisi, Remzi Kitabevi, İstanbul 1987.

PEKER, Hüseyin, “Suçlularda Dini Davranışlar,” Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 4, Samsun, 1990. 

STACK, Steven, Çeviren: Dr. Talip Küçükcan, Dindarlık, Depresyon ve İntihar, İslâm Araştırmaları Merkezi İstanbul.

UYSAL, Veysel, Din Psikolojisi Açısından Dini Tutum Davranış ve Şahsiyet Özellikleri, İstanbul, 1996.

ÜNAL, Nurten, Dini İnanç, İbadet ve Duanın Umutsuzlukla İlişkisi (Üniversiteli Gençler Üzerinde Bir Araştırma) Yüksek Lisans Tezi, Bursa, 1998.

YALÇIN, Mikdat, İman ve Ahlâkın Hayati Değerleri, İmanın Lüzum ve Değeri, Örnek Medeniyet Eğitim ve Kültür Araştırmaları Vakfı İstanbul 1997.

Tümünü göster