ULUSLARARASI PANELDE DİNİ ÖZGÜRLÜKLER MASAYA YATIRILDI





Author: Wise Institute - min read. - Post Date: 02/24/2026
Clap

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı (JWF) Dünya Dinlerarası Uyum Haftası etkinlikleri kapsamında 10 Şubat 2026 tarihinde çevrimiçi olarak uluslararası bir panel düzenledi. Çoğulcu Toplumlarda Dini Özgürlükler: Ayrımcılık, Nefret ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Ortak Sorumluluk başlıklı uluslararası panel Güney Afrikalı sivil toplum lideri Dr. Rajandran Govenderin moderatörlüğünde online olarak gerçekleşti. Dünyanın farklı bölgelerinden akademisyenler ve sivil toplum liderlerinin katıldığı panelde, dini özgürlüklerin, demokratik toplumlar için, kısıtlandığı zaman yokluğu hemen hissedilen bir “oksijen” gibi olduğu vurgulandı. WISE Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Ali Ünsal’ın Türkiyedeki dini özgürlüklerin erozyonuna dair yaptığı uyarılar dikkat çekti.

 

Uluslararası Uzmanlardan Dini Özgürlükler İçin Çözüm Önerileri

Panelde söz alan farklı coğrafyalardan uzmanların öne çıkan mesajları ise şöyle oldu:

Prof.Dr. Rocio Cortez Rodriguez (Şili): Dini özgürlüklerin sadece hukuki bir ilke değil, yaşanmış bir sosyal pratik olduğunu belirten Rodriguez, ayrımcılığın aşırı şiddetten ziyade okul ve iş yeri yemekhanelerinde sembolik dışlama ile başladığına dikkat çekti. Kutsal metinlerin bir bölünme aracı olarak değil, bir karşılaşma alanı olarak yorumlanması gerektiğini belirten uzman, göçmenlerin getirdiği farklı dini pratiklerin aynı dinin içinde bile (örneğin Katolik kiliselerindeki Latin Amerikalı göçmenler) gerilime yol açabildiğini ve din içi diyaloğun da şart olduğunu ifade etti.

Prof.Dr. Joan Anand Serret (İspanya): Serret, eğitim sisteminin ve medyanın rolüne odaklandı. Çeşitlilik barındıran okulların çocukların önyargılarını kırmada en büyük “sosyal laboratuvar” olduğunu belirten Serret, medyanın ise hız ve kısa zamanda yapma, içeriğin kısa olması beklentisinin getirdiği baskı nedeniyle sıklıkla stereotiplere başvurduğunu anlattı. Serret, haberlerle fikir yazılarının ayrılması, medyada kolektif suçlama dilinden kaçınılması ve dijital algoritmaların meydana getirdiği yankı odalarına karşı dikkatli olunması çağrısında bulundu.

Ishka Iramman (Güney Afrika): Gençlerin ve taban hareketlerinin önemine değinen Iramman, gençlerin inanç topluluklarındaki hizmet projelerine, çevre temizliği veya sosyal etkinliklere katılımının onlara empati, iletişim ve liderlik becerisi kazandırdığını söyledi. Iramman ayrıca, okullarda tek bir dinin öğretilmesi yerine daha kapsayıcı ve bütüncül bir dini eğitim verilmesi gerektiğini savundu.

Dr. Marcel Israel (Bulgaristan/Avrupa): Avrupa’nın İslamofobi, antisemitizm ve göçmen karşıtlığı ile gerçek bir ahlaki kriz yaşadığını belirten Israel, İkinci Dünya Savaşı öncesinde barışçıl bir geçmişi olan Bulgaristanı pozitif bir örnek olarak sundu. Sivil toplum kuruluşlarının üniversiteler, bilim akademileri ve devlet kurumlarıyla kuracağı kurumsal ortaklıkların dini uyumu güçlendirmedeki hayati rolüne vurgu yaptı.

 Panelin kapanışında moderatör Dr.   Govender, çoğulcu toplumları bir   orkestraya benzeterek, Pek çok   enstrüman ve farklı ses var; ancak   uyum, her sesin saygı görmesi ve   ortak değerlerle yönlendirilmesiyle   ortaya çıkar diyerek, dini özgürlükleri   korumanın tek bir   kurumun değil, tüm   toplumun sorumluluğu olduğunu ifade etti.

 

Dr. Ali Ünsal: Dini Özgürlüklerin Yerini Dışlama ve Cezalandırma Aldı

Panele Amerika Birleşik Devletlerinden katılan WISE Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Ali Ünsal, 15 Temmuz 2016daki darbe girişiminin ardından Türkiyede dini özgürlüklerin nasıl bir dışlama, cezalandırma ve sosyal parçalanma mekanizmasına dönüştürüldüğünü anlattı. Türkiyede dini özgürlüklere yönelik kısıtlamaların genel veya tarafsız bir şekilde uygulanmadığını belirten Ünsal, özellikle Hizmet hareketine bağlı bireylerin, fikirlerin ve kurumların sistematik ve ayrımcı bir şekilde hedef alındığını ifade etti.

Hiçbir şiddet çağrısı içermeyen dini kitapların, vaazların ve yazıların suç unsuru haline getirildiğini söyleyen Ünsal, onlarca yıl hizmet etmiş binlerce dindar kimliği öne çıkan insanın, yaptıkları eylemlerden değil, temsil ettiklerine inanılan değerler yüzünden görevden alınarak toplumdan dışlandığını ve çevrelerinden koparıldığını vurguladı. Devlet yetkilileri tarafından benimsenen dışlayıcı söylemlerin “hain”, “terörist”, “virüs” gibi kelimelerle bir gruba toptan saldırmayı meşrulaştırdığına dikkat çeken Ünsal, bu sürecin sonuçlarını şu sözlerle özetledi: “On binlerce memur ve devlet görevlisi Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile ihraç edildi. Gayri resmi fişlemeler istihdamı neredeyse imkansız hale getirdi, pasaportlar iptal edildi ve aileler fiilen hapsedildi. Birçok durumda, hiçbir eyleme karışmamış ve hiçbir olayda dahli iddia bile edilmeyen eşler ve çocuklar dahi sonuçlardan etkilendi. Bu, insanları iddia edilen aidiyetlerinden dolayı tam olarak bir tür ‘sivil ölüm’e (civil death) terketmektir.”

Camiler Siyasallaştırıldı, Cezaevlerinde Dini Ayrımcılık Yapıldı

Dr. Ali Ünsal, ibadet mekanları olan camilerin ve cuma hutbelerinin siyasallaştırıldığını, “fitne” ve “ihanet” gibi kavramların belirli dini grupları damgalamak için kullanıldığını aktardı. Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine de değinen Ünsal, mahkumların zaman zaman dini kitaplara, cemaatle ibadete ve manevi danışmanlığa erişiminin engellendiğini ve bu durumun zaman zaman ölümcül sonuçlar doğurduğunu belirtti. Ünsal, ceza verirken eylemin yerini dernek üyeliğinin, delilin yerini niyetin, bireysel sorumluluğun yerini ise kolektif kimliğin aldığını belirterek, Dini özgürlükleri savunmak bir hareketi savunmak değil, insan onurunu, çoğulculuğu ve toplumsal barışı savunmaktır ifadelerini kullandı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Nefret Söylemiyle Mücadelede 5 Temel Etik İlke

Moderatörün, dini liderlerin nefret söylemine karşı nasıl bir etik duruş sergilemesi gerektiği yönündeki sorusuna cevap veren Dr. Ünsal, rehber alınması gereken 5 temel prensibi şöyle sıraladı:

1. İnsan Onuru: İnsan onuru sonradan kazanılan bir şey değil, inancı ve kökeni ne olursa olsun herkese doğuştan verilmiş bir haktır.

2. Ahlaki Tutarlılık ve Bütünlük: Seçici ahlak toplumları iyileştirmez; adaletsizliğe, kurbanın veya failin kim olduğuna bakılmaksızın tutarlı bir şekilde karşı çıkılmalıdır.

3. Dilin Sorumlu Kullanımı: Dini söylemler bilgece olmalı; duyguları alevlendiren ve dışlamayı meşrulaştıran kelimeler yerine, söylenenlerin sadece doğru olup olmadığına değil, yapıcı olup olmadığına da bakılmalıdır.

4. Şefkatle Dengelenmiş Adalet: Tüm kimlikler veya topluluklar suçlu ilan edilmeden, kolektif suçlamalardan kaçınılarak adaletin sağlanması gerekir.

5. Diyalog ve Ortak Ahlaki Zemin: Bir arada yaşamak zoraki bir hoşgörüden değil, merhamet, adalet ve barış gibi ortak etik değerler etrafında şekillenen diyaloglardan doğar.

 

Sonuçlar Birleşmiş Milletler’e Rapor Olarak Sunulacak

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Mehmed Kılıç, panelin başında yaptığı açıklamada, toplantıda ortaya çıkan sonuçların, görüşlerin ve tavsiyelerin BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliğine resmi bir rapor olarak sunulacağını duyurdu.

Programın kapanışında Dr. Ali Ünsal, “Bir arada yaşamak pasif bir durum değil, diyalog, işbirliği ve kriz anlarında bir arada durmakla inşa edilen aktif bir eylemdir diyerek, anlaşmazlıkların insanları ötekileştirmesine izin verilmemesi halinde çeşitliliğin bir tehdit değil, bir güç haline geleceğini vurguladı.

Author: Wise Institute - min read. - Post Date: 02/24/2026